14 Şubat 2014 Cuma

Atlassian Agile Proje Yönetimi ve Ürün Geliştirme Önerileri Webinar - 1

Atlassian şirketi Do Agile Right adında bir webinar serisine başladı. Atlassian Jira ve Confluence gibi ürünleri geliştiren şirket olduğundan ilgimi çekti ve 28 Ocak 2014 tarihli ilk webinar'ı offline olarak youtube üzerinden izledim. Software Development üzerine bolca bilgi beklerken farkı ama ilgi çekici bir içerik ile karşılaştım ve paylaşmak istedim.

Lessons learned from an Atlassian product manager (28.01.2014)

Webinar youtube adresinden izlenebilir. Yaklaşık 53 dakika, ilk 5 dakikası ne nedir bilgileri ile geçiyor, 35. dakikadan sonra da soru-cevap kısmı var. 5 ile 35 arası ise 2 konuşmacıyı dinliyoruz.

05:40-24:00 arası (Sherif Mansour);

Poll : What tool do you primarily use to define requirements?

Bu kısmın amacını şu başlıklarla özetleyebilirim;
  • Müşteri beklentilerinin en uygun şekilde alınması, bu beklentilerin herkese sürekli hatırlatılması
  • Ürün geleceğinin planlanması, 
  • Tüm geri bildirimlerin, ihtiyaç ve taleplerin merkezi ortamda toplanması,
  • Merkezi ortama herkesin dahil olmasının, katkı yapmasının sağlanması
  • İlişkili veya kesişen planların görüntülenmesi ve hızlı, basit şekilde herkesin erişiminin sağlanması
Burada şu cümle çok hoşuma gitti, "a big company works like a small team."

Detaylara girersek beni en çok şaşırtan müşteri beklentilerinin alınması oldu. Müşteri beklentileri her yapılan işte çok önemlidir ama Atlassian ekiplerinin bunu yapış şekilleri ilginç, açıkçası bu kadarını beklemiyordum.

Personas dedikleri kartları var, ürünlerini kullanan müşterileri için bunlardan oluşturuyorlar, daha doğrusu müşterileri temsil eden hayali karakterler oluşturuyorlar. Bu karakterler için 1-2 yılda 400 civarı müşteri ile röportaj yapmışlar ve bunları uygun karakterler ile ilişkilendirerek güncellemişler. Bu şekilde müşterileri tanıyorlar, alttaki örneklere bakarsanız bu kartlar oldukça detaylı hazırlanıyor, içerikleri sadece ürün ile ilgili değil. Kartlar sayesinde bu sistemleri kimin için tasarlıyoruz sorusuna net yanıtlar bulabiliyorlar. Diğer ilginç nokta ise bu kartların dijital ortamda herkese açık olması, duvarlarda, herkesin sürekli görebileceği diğer yerlerde (Ör: Pisuvar önü :)) bulunuyor. Herkes dediğimin altını çizmek isterim, sadece ürünün geleceğini planlayan yöneticiler değil, tüm çalışanlar bu kartları sürekli görüyor. Bu sayede şu özelliği eklersek Emma bunu kesin çok sever gibi önerileri her pozisyondaki çalışanlardan alabiliyorlar...








Eklenecek özellik ile ilgili olarak karar verildikten sonra akış üzerinden geçiliyor. Bunu da gene görselliği ön planda tutarak yapıyorlar. Bir odayı tamamen akış ile kaplıyorlar ve yürüyerek adım adım üzerinden gidiyorlar. Sonrasında ekip ile bu odada akışların yanında dikilerek sesli olarak tartışıyorlar.


Her tasarım bir fikir ile başlıyor ve bu fikrin gelişimi için önerdikleri bir şablon var, bu şablon sadece yeni eklentiler için değil sorunların düzeltilmesi için de kullanılıyor. Kullanıcı ile etkileşimi olan güncellemeleri diğerlerinden ayırıyorlar. Bir güncelleme için birden çok yol bulunmasını ve mutlaka hepsinin değerlendirilerek kayıt altına alınmasını öneriyorlar. Oldukça radikal tartışmalar yapılmasından yanalar, bu kısım hatalı kalsa ne olur gibi konularında değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

Müşteri fikirleri ve katkıları için müşteriler ile birebir görüşmeler ayarlanıyor. Bunlar anladığım kadarıyla çok resmi havada geçmiyor. Her pozisyondan insanın mutlaka yapacağı işi kullanacak olan müşteri ile tanıştırmaya çalışıyorlar. Anladığım kadarıyla sadece mevcut müşteriler ile değil, potansiyel müşteriler ile de bu tür iletişim halindeler.
Bu görüşmelerin içerik ve sonuçlarını merkezi bir ortama mutlaka kaydediyorlar. Başlık, Label kullanımı ve ilgili/benzer konular ile ilişkilendiriyorlar. Bunun için confluence ürününü kullanıyorlar, detaylarını bir alt konuda paylaşacağım.
Public bir jira'ları var, ürünler ile ilgili istekleri buradan topluyorlar, bu jira sadece müşterilere değil herkese açık. Bu ortam'da teknik ekip ile isteği yapan son kullanıcılar birebir iletişime de geçme fırsatı buluyor.

Confluence veya Jira üzerinde tutulan tüm veriler, planlar, ihtiyaçlar, vs, şirketin tüm çalışanlarına açık. Burada amaç sadece bu verileri kayıt altına almak değil, her görevdeki kişinin kolay ve basitçe erişebileceği şekilde sunmak. Bunlar uygun yapıldığında herkesden yorum ve katkı alınabiliyor. Benzer veya belki de aynı işin hali hazırda yapılmış olduğunu ve nasıl yapıldığını ilgili kişiler yorum/öneri olarak görebiliyorlar. Tüm bunlar şirketin gelişen ürününe her ekip üyesinin aynı şekilde bakmasına da imkan sağlıyor.

24:30 - 35:00 arası (John Masson);
Bu kısım tasarım aşamasında prototip kullanımı üzerine ayrılmış.

  • Prototipler interactif olmalıdır. Mockup, wireframe, photoshop prototip değildir.
  • Kullanıcı ilişkisi olmayan yerler için prototip yapılmasına gerek yoktur.
  • Yapılamayacak kadar zor, her seferinde yapılması çok uzun zaman alacak prototiplerden kaçınmak gereklidir.
  • Prototipler geliştirme öncesinde, akışlarda yaşanabilecek sorunları tamamen engellemez ancak kağıt veya sözde kalan tasarımlara göre çok daha etkili olarak sıkıntıların önceden belirlenmesine imkan sağlar.
  • Etkileşimli prototiplere her pozisyondan çalışan, hatta müşteri bile dahil edilmelidir, bazı denemeler grup halinde yapılmalıdır. Bu sayede geliştirme yapacak teknik çalışanların hem müşteri beklentilerine hem de potansiyel sorunlara önceden önlem alması sağlanır.
  • İlk zamanlarda geliştirme maliyeti olsa da, uzun vadede uygun kullanılan prototipler aslında zaman kazandıracaktır.


Sonrasında soru cevap kısımları yer alıyor. Alttaki kısımlar benim aklımda kalan sorular...

  • Az dokümantasyon ile QA işleyisinde nasıl sıkıntılar yaşanabiliyor ve önlemleri neler?
  • Çok sayıda PM agile bir projede neden var?
  • Persona nasıl hazırlanıyor ve biraz daha detay.

26 Kasım 2013 Salı

Nice Quotes


“I have never let my schooling interfere with my education.” 
― Mark Twain

“If you can't explain it to a six year old, you don't understand it yourself.” 
― Albert Einstein

“Anyone who has never made a mistake has never tried anything new.” 
― Albert Einstein

“The difference between genius and stupidity is; genius has its limits.” 
― Albert Einstein

“Always forgive your enemies; nothing annoys them so much.” 
― Oscar Wilde

“I am so clever that sometimes I don't understand a single word of what I am saying.” 
― Oscar WildeThe Happy Prince and Other Stories

“Everybody is a genius. But if you judge a fish by its ability to climb a tree, it will live its whole life believing that it is stupid.” 
― Albert Einstein

“The fear of death follows from the fear of life. A man who lives fully is prepared to die at any time.” 
― Mark Twain

“The man who does not read has no advantage over the man who cannot read.” 
― Mark Twain

“Classic' - a book which people praise and don't read.” 
― Mark Twain

“Go to heaven for the climate and hell for the company.” 
― Mark Twain

“I am free of all prejudice. I hate everyone equally. ” 
― W.C. Fields

“I find television very educating. Every time somebody turns on the set, I go into the other room and read a book.” 
― Groucho Marx

“Some day you will be old enough to start reading fairy tales again.” 
― C.S. Lewis

“Do one thing every day that scares you.” 
― Eleanor Roosevelt

“Logic will get you from A to Z; imagination will get you everywhere.” 
― Albert Einstein

“If you want your children to be intelligent, read them fairy tales. If you want them to be more intelligent, read them more fairy tales.” 
― Albert Einstein

“If you tell the truth, you don't have to remember anything.” 
― Mark Twain

“I wish it need not have happened in my time," said Frodo.
"So do I," said Gandalf, "and so do all who live to see such times. But that is not for them to decide. All we have to decide is what to do with the time that is given us.” 
― J.R.R. TolkienThe Fellowship of the Ring

“But better to get hurt by the truth than comforted with a lie.” 
― Khaled Hosseini

“It's better to be unhappy alone than unhappy with someone.” 
― Marilyn Monroe

“A wise girl kisses but doesn't love, listens but doesn't believe, and leaves before she is left.” 
― Marilyn Monroe

“The real lover is the man who can thrill you by kissing your forehead or smiling into your eyes or just staring into space.” 
― Marilyn Monroe

“You don't get to choose if you get hurt in this world...but you do have some say in who hurts you. I like my choices.” 
― John GreenThe Fault in Our Stars

“An eye for an eye will only make the whole world blind.” 
― Mahatma Gandhi

26 Haziran 2013 Çarşamba

World War Z: An Oral History of the Zombie War (Max Brooks)

10 Haziran'da başladığım kitabı 24 Haziran'da bitirdim. Kitabı filmini öğrendikten sonra inceledim. Ortalaması düşündüğümden çok yüksek olunca filminden önce okumaya karar verdim. Şunu da söylemeliyim, filmini hala izlemedim ama kitap ile çok alakalı olmadığını fragmanından anlayabiliyorum. 340 sayfalık bu kitabı beğenmemdeki en önemli sebep olayların anlatım tarzıydı. Eğer aksiyon arıyorsanız bu kitap sizin aradığınızı vermeyecektir. Gerçekten böyle bir durum yaşansaydı, dünyada gerçekten neler olurdu diyorsanız işte o zaman bu kitabı okumalısınız.


Kitabımızın bir kahramanı yok. Yanlış hatırlamıyorsam Birleşmiş Milletler'de çalışan bir görevli, savaş ile ilgili röportajlarını bize aktarıyor. Dünyanın dört bir yanından türlü görevlerle bu savaşı atlatmış insanlarla konuşuyor ve onların başından geçenleri yorumlarıyla birlikte bize aktarıyor.

Kitap önce bu savaş daha başlamadan görülen olayları bize aktarıyor, bu kısım Uyarılar olarak geçiyor. Bu kısımda hem uyarıları hemde devletlerin bu duruma tepkilerini görüyoruz. Bazısı panik yaratmadan önlem almaya çalışırken bazısı sadece örtbas etme yolunu tercih ediyor. Sonrasında Blame kısmı var, ortada bir gerçek var, tüm dünyada olayların sayıları giderek artıyor ve insanlar birbirlerini suçluyorlar. Gerçekleri çarpıtıp güçlerini koruma derdindeler. Buradan sonra artık "The Great Panic" kısmı ile olaylar başlıyor. İnsanlar sadece kaçarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bu sürede global olan ülkeler en büyük zararı görürken, diktatörlükle yönetilen ve dışa kapalı ülkeler en az zararı görüyorlar. Kitabın en heyecanlı kısımları aslında buraları. Sonrasında ise, güvenli bölgeleri sağlama alan birimler haberleşmeye ve çözüm arayışına girişiyorlar, ve gezegenin baskın, güçlü yaratıkları olan insanlar tekrar hakimiyeti geri alıyorlar. Ama nasıl? Ne şartlarda ve ne kayıplarla?

Başını ve sonunu bildiğiniz, hakkında onlarca film izlediğiniz bir konu. Peki 2006'da bu kitap nasıl best-seller oldu :)
İşte bunun için kitabı okumanız gerekli. Koşmayan zombiler, tedavisi bulunamayan bir durum. Kaçan insanlar, dağılan düzen, filmlerde ne varsa kitaptada onlar var. Tek fark bu kitabın bu olayların olduğuna sizi inandırarak anlatması. Her ülkede mutlaka o ülkeyle ilgili bir farklı durum var, ülkenin yaşam tarzı, geçmişi, gelenekleri var. Her kültürün detaylıca bu duruma tepkileri var. Savaş sırasında kullanılan silahlar ve etkileri dahi gerçek. Uçakların modeline, bombaların içeriklerine kadar herşey gerçek. Fiction olan sadece zombiler ve röportaj yapılan insanların adları sanırım.

Bu kitaba 10 üzeriden 8 verdim. Özellikle başları muhteşemdi. Sadece son kısımlarında daha sonuca yönelik bir beklentim vardı, onu alamadım. Gene son olaylarda birbirini tekrar etme durumu var gibiydi ama hiçbiri kitabı bitirme isteğimi azaltmadı.

goodreads
wiki


Altta eski Beyaz Saray Chief of Staff Grover Carlson ile yapılan röportajdan bir kısım var. Beni en çok etkileyen bu kısımdı, altta bir kısmını çıkarttım.
Ufak ön bilgi, Phalanx dedikleri hiçbir işe yaramayan bir ilaç. Kullanıldığında, ısırma vs gibi durumlarda zombi olmanızı engellediği söyleniyor ve devletler de bunu doğruluyor...

But Phalanx didn’t work.
Yeah, and do you know how long it would have taken to invent one that did? Look how much time and money had been put into cancer research, or AIDS. Do you want to be the man who tells the American people that he’s diverting funds from either one of those for some new hibakushaorois disease that most people haven’t even heard of? Look at what we’ve put into research during and after the war, and we still don’t have a cure or a vaccine. We knew Phalanx was a placebo, and we were grateful for it. It calmed people down and let us do our job.
What, you would have rather we told people the truth? That it wasn’t a new strain of rabies but a mysterious uber-plague that reanimated the dead? Can you imagine the panic that would have happened: the protest, the riots, the billions in damage to private property? Can you imagine all those wet-pants senators who would have brought the government to a standstill so they could railroad some high-profile and ultimately useless “Zombie Protection Act” through Congress? Can you imagine the damage it would have done to that administration’s political capital? We’re talking about an election year, and a damn hard, uphill fight.
So you never really tried to solve the problem.
Oh, c’mon. Can you ever “solve” poverty? Can you ever “solve” crime? Can you ever “solve” disease, unemployment, war, or any other societal herpes? Hell no. All you can hope for is to make them manageable enough to allow people to get on with their lives. That’s not cynicism, that’s maturity. You can’t stop the rain. All you can do is just build a roof that you hope won’t leak, or at least won’t leak on the people who are gonna vote for you.
What does that mean?
C’mon…
Seriously. What does that mean?
Fine, whatever, “Mister Smith goes to motherfuckin’ Washington,” it means that, in politics, you focus on the needs of your power base. Keep them happy, and they keep you in office.
Is that why certain outbreaks were neglected?
Jesus, you make it sound like we just forgot about them.
Did local law enforcement request additional support from the federal government?
When have cops not asked for more men, better gear, more training hours, or “community outreach program funds”? Those pussies are almost as bad as soldiers, always whining about never having “what they need,” but do they have to risk their jobs by raising taxes? Do they have to explain to Suburban Peter why they’re fleecing him for Ghetto Paul?
You weren’t worried about public disclosure?
From who?
The press, the media.
The “media”? You mean those networks that are owned by some of the largest corporations in the world, corporations that would have taken a nosedive if another panic hit the stock market? That media?
So you never actually instigated a cover-up?
We didn’t have to; they covered it up themselves. They had as much, or more, to lose than we did. And besides, they’d already gotten their stories the year before when the first cases were reported in America. Then winter came, Phalanx hit the shelves, cases dropped. Maybe they “dissuaded” a few younger crusading reporters, but, in reality, the whole thing was pretty much old news after a few months. It had become “manageable.” People were learning to live with it and they were already hungry for something different. Big news is big business, and you gotta stay fresh if you want to stay successful.
But there were alternative media outlets.
Oh sure, and you know who listens to them? Pansy, overeducated know-it-alls, and you know who listens to them? Nobody! Who’s going to care about some PBS-NPR fringe minority that’s out of touch with the mainstream? The more those elitist eggheads shouted “The Dead Are Walking,” the more most real Americans tuned them out.
So, let me see if I understand your position.
The administration’s position.
The administration’s position, which is that you gave this problem the amount of attention that you thought it deserved.
Right.
Given that at any time, government always has a lot on its plate, and especially at this time because another public scare was the last thing the American people wanted.
Yep.
So you figured that the threat was small enough to be “managed” by both the Alpha teams abroad and some additional law enforcement training at home.
You got it.
Even though you’d received warnings to the contrary, that it could never just be woven into the fabric of public life and that it actually was a global catastrophe in the making.

[Mister Carlson pauses, shoots me an angry look, then heaves a shovelful of “fuel” into his cart.]
Grow up.

13 Haziran 2013 Perşembe

Hyperion (Dan Simmons)

12 Ekim 2012'de başladığım yaklaşık 480 sayfalık bu kitabı 5 Şubat'ta bitirdim. Kindle Keyboard'um bu kitabı okurken bozulduğu için okumaya uzunca bir süre ara vermem gerekmişti. Toplamda 1,5 ayda okudum diyebilirim sanırım. Hem okuması hemde anlaması pek kolay bir kitap değildi Hyperion.


Uzak bir gelecekte geçiyor hikaye. Hyperion aslında bir gezenenin adı. Bu gezegen oldukça farklı bazı yapılar ve açıklanamayan bazı şeyler içeriyor. Neyler derseniz, onu da izah etmesi pek kolay değil. Burada efsanevi Shriek adı verilen bir yaratığın yaşadığına inanılıyor. Bu yaratık tüm kitap boyunca gizemini koruyor. Gezegende zamanın tersine geçtiği veya geçmediği veya normal ilerlediği Time Tombs adı verilen bazı yapılar var. Bunlar bir şekilde hep Shriek ile ilişkili. Gezegendeki gariplikler sadece bunlar da değil aslında, belirli yerlere araçlar ile gidildiğinde, araçlar boş olarak bulunuyor ama yolcular ile ilgili hiçbir ipucu yok falan filen. Özetle burası garip bir yer.

Hyperion, bunların yanı sıra bir dini merkez, bazıları için kutsal bir yer. Hatta burada yedi kişilik ekipler Hac gibi bir yolculuğa çıkıyorlar. Belirli şekillerde ve belirli güzergahları izleyerek yolculuğu tamamladıklarında Shrike onlara birer dilek dileme imkanı veriyor. Yedi kişiden birinin dileği kabul oluyor ve diğerleri ölüyor. Bunlar da aslında bir nevi efsane olarak anlatılıyor.

Hyperion bu şekilde iken bizi nasıl bir evren bekliyor peki derseniz...

İnsanlar galakside hızlı yolculuk edebiliyorlar, birçok koloni gezegeni var. Hegemony olarak adlandırılan bir merkezi yönetim var. Farcaster denen bir teknoloji ile, bir portalden geçerek mesafe tanımadan yolculuk etmek mümkün. Hatta en zenginlerin evlerinde bazı kapılar bu portallerden oluşuyor. Örneğin, bu şekilde balkona farklı bir gezegendeki evinizde çıkmanız mümkün olabiliyor.
İnsanların yanısıra birde yapay zekalar var, bunlar hikaye ilerledikçe daha da kritik bir önem kazanmaya başlıyorlar. Bu yapay zekaların merkezinde ise herşeyi bilen ve gören TechnoCore var.

Gezegenler Hegemony'e katılmamak için direndiklerinde karşılarında Hegemony askeri güçlerini buluyorlar ve pek seçme şansları kalmıyor. Bu güce karşı gelebilen tek grup ise interstellar barbarians olarak görülen Ousters adı verilen bir topluluk. Ousters kesinlikle Hegemony'e karşı geliyor ve bunun için savaşıyor. TechnoCore'a düşmanlar ve kesinlikle kullanmıyorlar. Özellikle Farcaster teknolojisini asla kullanmıyorlar. Hegemony ve Ouster çatışması sanırım Dünya'nın yok oluşundan kısa süre sonra başlıyor, ama bundan emin değilim.

Ousters belli bir gezegende yaşamıyorlar, uzayda serbestçe dolaşıyorlar ve zamanla güçleniyorlar. O kadar güçleniyorlarki Hyperion'a karşı koordine bir saldırıya geçiyorlar. Saldırının amacı başlarda belli değil, belki saldırı yerine harekat demek de daha doğru olabilir. Hegemony bu atak karşısında yeterki zamanda yeterli kuvveti toplayamayacağını anlıyor ve yedi kişiyi seçerek bilinmeyen bir sebeple Hyperion'a hacca gönderiyor.

Aslında kitabın çoğu birbirini tanımayan, nasıl bu göreve seçildiklerini anlamayan, bu yedi kişinin hayatları ile ilgili önemli ve seçilmelerine sebep olabileceğini düşündükleri kısımları, birbirlerine anlatmaları ile geçiyor. Şunu söyleyebilirim ki, hepsinin hikayesi çok yaratıcı, gizemli, zevkli ve en olmadık yerden birbirleri ile bağlantılı.

Hyperion belki İngilizce'sinden, belkide kurulan evrene adapte olunmasının zorluğundan olsa gerek başlarda beni yordu. Ama hikaye gerçekten çok yaratıcı ve okuması çok zevkli. Kitapları tekrar okuma alışkanlığım yoktur ama bunu ilerde tekrar okuyabilirim. Bu kitabın 1990 yılında Hugo ödülünü kazandığını da unutmamak gerekli.

Son olarak bu kitaba 10 üzerinden 8,5 veriyorum ve gelecekte zamanlarda uzayda geçen, yaratıcı bilim-kurgu okumak isteyen herkese öneriyorum.

goodreads
wiki

12 Haziran 2013 Çarşamba

Roadside Picnic (Arkady & Boris Strugatsky)

29 Mart'ta başladığım 224 sayfalık bu klasiği 7 Nisan'da bitirmişim. 1972 yılında ilk defa yayımlanan bu roman bilim-kurgu literatüründe hala en iyiler arasında yer alıyor.


Dünya'da neler olmuş, bunu öğrenmek için bir bilim adamı sohbeti ile başlıyoruz hikayeye. Altı tane ziyaret bölgesi var, bu bölgelere bazı uzay araçlarının indiğini ve tamamının aynı yerden geldiği biliniyor. Neden geldiler, gelip ne yaptılar... Bunlar bilinmiyor. Tekrar geleceklerini düşünen de pek yok. Hikayemiz gelenlerden çok arkalarında bıraktıkları üzerine kurulu aslında. Kitabın adı da buradan geliyor, çünkü en mantıklı açıklamaya göre uzaylılar gelip piknik yapıp gidiyorlar...

Redrick (Red) Schuhart, işte bizim kahramanımız. Bu bölgelere girebilen ve orada hayatta kalmayı başarabilen ender stalker'lardan birisi. Bazen resmi işler için görevli olarak, bazen yasadışı ve para kazanmak için, bazense nedenini bilmeden ve hayatı bu olduğu için bu bölgelere giriyor. Bölgeler demek yanlış aslında Rusya'daki, kendi yetiştiği şehirde bulunan tek bir bölgeye giriyor.

Bölgelerde ne var dersek, tanımlanamayan bir sürü cisim var, tümü incelenmek için merakla bekleniyor, bazıları yan etkilerine bakılmadan hemen gündelik hayatta kullanılıyor. Bazılarından ise uzak duruluyor. Bölgelerde hayatta kalmak çok dikkatli olmaya, iç güdülere ve geçmiş tecrübelere dayalı. Bu tecrübelerin size ait olmasına gerek yok tabiki, 10 metre önünüzdeki eski arkadaşızın cesedi de size yardımcı olabiliyor.

Buralardan çıkarılan eşyalar kara borsa olarak tüm dünyaya dağıtılıyor. Stalker'lar da bu işten para kazanarak hayatlarını devam ettirebiliyorlar. Bölgelerde hayatta kalmak kadar içeri girmek de zorlu. Tüm bölgeler karantina alanları olarak askeri devriyeler tarafından korunuyor. Tabi devriyeler asla içeri girmiyorlar.

Hikaye boyunca aslında Red'in yaşantısını izliyoruz, yıllarla olgunlaşmasını, bölgelerde yaşadıklarını, tamınlayamadıkları teknolojilerle basit fikir yürütmelerle mücadele etmesini, bu teknolojilerin hayatına olumlu ve olumsuz etkilerini görüyoruz. Mutant diyebileceğimiz kızı, güzel eşi, birbirlerine bağlı ama sayıları azalan stalker arkadaşları, şerefsiz ve para için herşeyi yapan stalker arkadaşları...

Hikayenin en ilginç tarafı; uzaylıların arkada bıraktıkları cisimlere bizim bakışımız ile, bizim pikniklerimiz sonrası bıraktıklarımıza oradaki böğürtü böceğin bakışının kıyaslanması.

Bu kitabı zevkle okudum, yaratıcı bir kitaptı, zaman zaman hikaye yavaşladı, biraz zor anlaşılır oldu benim için. Bazıları bunu Rusça-İngilizce çevirine bağlamış, bilemiyorum. Bence gerçekten bir klasik ve okunmalı.

Tam olarak benim tarzım olmadığı için 10 üzerinden 7 veriyorum.

Okurken hoşuma giden şu kısmı da paylaşasım var;
The problem is we don’t notice the years pass, he thought. Screw the years—we don’t notice things change. We know that things change, we’ve been told since childhood that things change, we’ve witnessed things change ourselves many a time, and yet we’re still utterly incapable of noticing the moment that change comes—or we search for change in all the wrong places.

Kitabın arka kapak tanıtımı;
Red Schuhart is a stalker, a young rebel who is compelled, despite extreme danger, to venture illegally into the Zone to collect mysterious alien artifacts. His life is dominated by the place and the thriving black market in alien products. But when he and his friend Kirill go into the Zone together, something goes terribly wrong. The news Red receives from his girlfriend upon his return makes it inevitable that he’ll keep going back to the Zone, again and again, until he finds the answer to all his problems.

Back in print after 30 years, this brand new translation of a science-fiction classic has been supplemented with a foreword by Ursula K. Le Guin and a new afterword by Boris Strugatsky that explains the strange history of its original publication in Russia.

11 Haziran 2013 Salı

Silo Saga Wool (1-5) [Hugh Howey]

9 Nisan'da başladığım kitabı, tembelliğim sayesinde anca 10 Haziran'da bitirebildim. Ne okusam ne okusam diye bakarken bu kitabı tesadüfen buldum. Hem amazon'da, hem de goodreads'de çok olumlu eleştiriler almıştı. Bu kitap aslında serinin ilk beş kısa hikayesinin derlenmiş hali. Zaten ilk kısa hikaye o kadar çok sevilmişki, bu şekilde devamı gelmiş. Toplam 500 sayfa civarı.

Serinin ilk 5 derlemesi birbirini takip eden olayları anlatıyor, buna kitabın bölümleri demek de mümkün. Özetle Silo Saga ilk 5 bölümü Wool adında bir tek kitapta toplanmış. Serinin 6-7 ve 8. bölümleri ise Shift adı altında ayrı bir kitapta toplanmış. Devamı için kullanılacak isim Dust, ama henüz Dust yayımlanmadı.

Kitap hakkındaki ilginç bir başka not ise Ridley Scott'ın tavsiyesi üzerine kitabın film haklarının 20th Century Fox'a satılmış olması.


Peki Silo Saga - Wool neyi anlayor. Öncelikle okumayı planlayanlar için hiç spoiler vermeden beş bölümü de anlatmak pek mümkün değil, şimdiden uyarıyorum.

Hikaye aslında Fallout oyunundaki Vault diye bildiğimize benzer bir mekanda geçiyor. Tam olarak Türkçe'de hangi kelime uygun olur bilemediğim için bu mekana ben de Silo demeye devam edeceğim.

Hikaye Silo'nun şerifi Holston ile başlıyor. Onun ceza olarak dışarı gönderilmesinin anlatımı ile Silo ve içerisindeki yaşam ile tanışıyoruz. Yaklaşık 150 kata yakın ve dimdik aşağıya inen, yataya doğru genişlemeyen bir mekan tanıtılıyor bize. En tepede dışarıyı gözlemlemeye yarayan kameralar ve yansıttıkları görüntüler var. Özetle dışarıyı izlemek isteyenler döner merdivenlerden üst kata tırmanmak durumundalar. Döner merdivenler aşağı ve yukarı gidişin, katlar arasında gezmenin tek yolu. İlerde öğreneceğimiz sebeplerden dolayı asansör gibi bir imkan yok. İş olarak aşağı yukar mesaj ve yük taşıyan insanlar var. Evet, mesajlar da bu şekilde taşınıyor çünkü kısacık dijital mesajlar bile bir haftalık çalışma parasına, telsiz ise sadece şeriflerde var.

Silo'da binlerce insan yaşıyor. Kendi kendine yetebilen bir ortam oluşturulmuş. Yüzyıllardır dışarıdan destek almadan buradaki yaşam devam ediyor. Ölen insanlar ve atıklar, tamamı bir şekilde geri dönüştürülüyor. Tabi bu yaşam çok ciddi kısıtlamalar ile sürüyor, örneğin sadece piyango çekilişini kazananlar çocuk yapabiliyorlar, hatta evlenmek ve sevgili olmak bile bazı kurallara bağlı.

Birimler katlara ayrılmış, en altta en zorlu işin yapıldığı mekanik, yukarıya yakın katlarda çok bahsini duyacağımız IT, orta katlarda en kapsamlı hastane ve tüm Silo'ya malzeme sağlayan birimler var. 3 tane şerif ofisi de bu katlar arasında eşit aralıklarla yer alıyor. Her mesleği uygulayan en az bir kişi var ve genç yaşta bu kişilerin yanına verilen gölgeleri var. Gölgeler, aynı isimleri gibi, ustalarını adım adım izliyorlar ve ilerde onların yerini alıyorlar.

Bu yaşamda insanların bir beklentileri yok, sadece hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Merak edilmesi, konuşulması, bahsedilmesi hatta düşünülmesi yasak olan tek konu ise dışarısı. Dışarısı hakkına konuşanlar özel bir kıyafet ile temizlik (Cleaning) denen bir cezaya çarptırılarak dışarıya gönderiliyorlar. Ellerine yün bir bez veriliyor ve kendilerinden beklenen yıllardır tozdan kirlenen ve bakıma ihtiyacı olan kamera lenslerini temizlemeleri. Onlara verilen yün bez yani wool, aynı zamanda serinin ilk kitabının isim kaynağı. Bu yaratıcı hikayeye bu ismin verilmesini ben garipsemiştim. Bence kötü bir isim seçilmiş.

Temizliğe gönderilen insanların tamamı kameraları mutlaka temizliyor ve 5-10 metre uzaklaştıktan sonra dış ortama yenik düşüp ölüyorlar. Neden hepsinin bu temizliği yaptığı ise ilk kitabın bilinmezi. Çünkü dışarıya gönderilenler sadece dışarıyı merak edenler değil. Ağır ceza gerektiren suçlarda bu kural uygulanıyor. Bilerek ölüme giden herkes mutlaka kameraları temizliyor.

Dış ortam nasıl derseniz, kameralardan izlenendiği kadarıyla, yaşanamayacak bir ortam. Toz ve zehirli gazlarla dolu. Görüş mesafesi çok sınırlı, sadece biraz ilerdeki bir tepecik açıkça görülüyor. Tepeciğin üzeri geçmiş temizlemelerde ölen insanların yarı tanınır cesetleri ile dolu. Görünürde birde uzaklarda yer alan harabe şeklindeki yüksek binalar var. Silo'da yaşayanlar ne bu binaları biliyor, nede yerin altına değil üstüne yapı inşa edilmesine anlam verebiliyor. Dışarıda hiçbir canlı belirtisi yok. Dışarıya çıkmak için 2-3 kademeli çok ciddi güvenlik adımlarından geçmek gerekiyor.

Holston'un ve eşinin hikayelerinden Silo'daki genel yaşam hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Geçmiş ile ilgili çok sınırlı bilgi olması, periyodik çıkan isyanlar ve sebepleri gibi konuları öğreniyoruz. İlk kitap şaşırtıcı bir sonla bitti diyebilirim. En azından benim için böyleydi.

Diğer kitaplar, önce Silo yaşamı hakkında daha detaylı bilgileri kişilerin geçmişleri ve güncel olaylar ile bize aktarıyor. Sonrasında insan doğası ve entrikalarının zaman ve mekan dinlemediğini görüyoruz. En son olarak da isyanlar ve yaşanan dünyaya daha yukardan, daha geniş resimden bakma imkanımız oluyor. 2. kitabın ortalarından sonra kahramanımız Juliette. Onun başından geçenler ile hikaye ilerliyor ve Silo'da yüzyıllardır devam eden hayat değişiyor. Detayları burada kesmem uygun olacaktır.

2. kitabın sonu ve 3. kitabın başı çok yavaştı. Konu gelişmedi ve ana hikayeye katkısı olmayan tırı-vırı bir sürü olay gereksiz detaylarla anlatıldı. İşte o kısımları okurken biraz sıkıldım. Bunun dışında kitap çok ilgi çekici başladı ve sıkıcı kısımları geçince sürükleyici hale geldi. Kitabı zevkle okudum ve devamını mutlaka okuyacağım.

Bu kitaba 10 üzerinden 8 veriyorum. Bunun en büyük sebebi bilim-kurgu veya fantazi olmamasına rağmen, sanki bu yaşam bugün yarın olabilirmiş gibi bir anlatımının olması. Ne yeni teknolojiler var ne de açıklanamayan cihazlar vs. Günümüze çok tanıdık ama aynı zamanda çok aykırı bir hayat, güzel bir şekilde anlatılmış.

Çok alakasız olmakla beraber kiatptaki alttaki yorumu paylaşmadan edemeyeceğim.
"The deputy possessed that distinctly male quality of pretending to know where he was, even when he didn’t."

Kitabın wiki linki : Wiki
Kitabın goodreads linki : goodreads 20.000'den fazla rating ile 4+ ortalamaya sahip olduğunu söylemek gerekli.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Tau Ceti (Kevin J. Anderson / Steven Savile)

16 Kasım'da başladığım kitabı 30 Kasım'da bitirdim. Zaten 205 sayfa civarında kısa bir kitaptı.


Öncelikle bu kitap neden yazılmış onu anlatmak lazım. Özeti şöyle; Kevin abimize demişler gel kısa bir kitap yaz, yok demiş kalsın. Ama demişler sen yaz, sonra senin seçeceğin birisi devamını yazsın. Kevin abimiz bu fikirden hoşlanmış ve Steven Savile denen arkadaşı seni seçtim pikaçu tadında kitap şirketine bildirmiş.

Kitap zaten kısa olduğu için öyle çok derin karakterler, entirikalar zaten beklemiyordum. Sadece space opera türünde, keyifle okunan, eğlendirici bir kitap bekliyordum. Kevin J. Anderson kitap tanıtımında bunun bir Hard-SciFi olacağını söylemişti, bu da gene merakla kitabı beklememin bir sebebiydi.

Hard-SciFi kitap yazmak açıkçası herkesin yapabileceği bir iş değil. Hele uzay ve astrofizik işin içine girince bunu adam gibi yapabilecek kişi sayısı da çok fazla değil. Bir çok fizik profesörü bunu yapabilir ama onlar da yazar değiller, burada beklenen ikisinin aynı kişide olması hatta yazarın ek olarak teknik konularda çok bilgili danışmanlarının olması. Arthur C. Clarke Clarke ve Gentry Lee örneği gibi.

Öncelikle, kitap tahmin ettiğim gibi space opera olarak sınıflandırılabilir. Asla bir Hard-SciFi olarak sınıflandırılamaz. Kevin J. Anderson tarafından yazılan ilk hikaye ilginç bir konuyu ele alıyor. Dünya'da işler kötü gidince artık gezegenden ümidi kesen insanlık devasa bir Nesi Gemisi (Generation Ship) yapıyor. Bu gemiyi insanlığın son umudu olarak görüyorlar. Amaç Tau Ceti güneş sisteminde yaşanabilir bir gezegen bulmak. Yüzyıllar sürecek bu yolculuğa katılacaklar özenle seçiliyor ve geminin inşaatı bittiğinde dünya da ekonomik ve moral olarak çökmüş bir durumda kalıyor. Varını yoğunu bu gemiye yatıran insanlık, Nesil Gemisini bir umutla gönderiyor.

Nesil Gemisi Beacon, dünyadaki atalarını saygı ve sevgiyle anarak, ümitle yoluna devam ediyor. Dünyada ise olaylar farklılaşıyor, gezegen bir çok krizi atlatıyor ve işler düzelmeye başlıyor. Zaman ilerledikçe Beacon'ın neden yapıldığı unutuluyor, onun yerine dünyaya çok pahalıya mal olan bu gemiye karşı bir nefret oluşmaya başlıyor.

Beacon hedefine sadece onlarca yıl uzaktayken dünyada FTL motoru gibi bir teknoloji keşfediliyor, bu teknoloji eski versiyonuna göre o kadar verimli ve hızlı ki, dünyada yeni bir Nesil Gemisi yapılması ve Geminin Tau Ceti'ye varması Beacon'dan önce olabiliyor. Bunu bir propaganda amacı olarak kullanan bir diktatör, Beacon ve içindekilere kin ve nefret kusarak yeni bir Nesil Gemisi ile Tau Ceti'ye daha önce varıp egemenliğini ilan etmeye karar veriyor.

Bunun sonrasında olaylar hızlıca gelişiyor ve çözümleniyor. Kitabın ilk kısmı bilinmeyen bir gezegende tereddütlerle beraber yaşamaya çalışan iki gemi insanlarını başbaşa bırakarak bitiyor.

Sonrasında ise, Steven denen arkadaş kitabı rezil edip bırakmış, insanların ruhu bozulmuş kan nakliyle düzelmiş, Allahım yazmak bile istemiyorum. Kitabı okursanız ikinci kısmı bırakın.

Kitaba geneli için 10 üzerinden 3 veriyorum. Bunun belirgin sebebi son kısmının saçma sapan olması ve ilk kısımda ele alınan konuların kitabın uzunluğuna göre uygun ayarlanmamış olması. Gelişme kısmı çok çok uzunken sonuç kısmı çok çok kısa.

Childhood's End (Arthur C. Clarke)

16 Eylül'de başladığım kitabı 5 Ekim'de bitirdim. Gene e-book olarak Kindle ile okudum.


Son zamanlarda okuduğum en harika romanlardan birisiydi diyebilirim. Arthur C. Clarke'ın bu kitabı 1953 yılında yazdığına inanmak gerçekten çok zor. Kitabın neredeyse % 80'ini kaplayan kısımları zevkle okuduktan sonra son % 20'lik kısımda bir anda asıl işlenen konu neydi onu anlıyorsınız ve bir anda olaylar gelişiyor, farklılaşıyor hatta garipleşiyor...

Kitap uzaya gitmeye hazırlanan dünyanın bir anda kocaman uzay gemileri tarafından istilası ile başlıyor. Overlord denen istilacı ırk, uzunca bir süre sadece gözlem yapıyor ve gemilerin şehirlerin üzerinde durması haricinde hiçbir tepki vermiyor. Burada yazarın insalık hakkında çok yaratıcı ve doğru gözlemleri var, tabi bunları Overlord'ların gözünden anlatıyor. İnsanlar hayatlarına etkisi olmadığı için bu gemilere alışıyorlar. Evet insanlar istilaya alışıyorlar...

Overlord'lar sadece tek bir insan ile iletişime geçiyor, bu görüşme gemide ve dolaylı yoldan yani elektronik araçlar aracılığıyle yapılıyor. İnsanların Overlord'ları görmesi ise yanlış hatırlamıyorsam birkaç yüzyıl sonra gerçekleşiyor.

Overlord'ların fiziksel görünüşleri tüm insanların korkmasına ve çekinmesine sebep olacak, iblis denebilecek bir yaratıkla özleştirilmiş. Clarke burdan yola çıkarak Overlord'ların çok eski zamanlarda dünyaya geldiklerini ve etrafa korku, dehşet saçarak ama aynı zamanda amaçlarına ulaşamadan dünyadan ayrıldıkları varsayımına ulaşıyor. Bu da gene çok yaratıcı bir fikir, neden tüm dünyanın aynı fiziksel görünümden korktuğunu, neden tüm insanların bazı şeylere aynı tepkiyi verdiklerini inceliyor. Overlord'lar şiddet kulanmadan sadece teknolojileri ile dünyanın gelişmesine yön veriyorlar. Ama bunu yaparken insanları tamamen kendi istedikleri şekilde gelişmesi için yönlendiriyorlar, art niyetleri var mı yok mu kitabın sonunda bu kararı vermek bize kalıyor.

Bu kısımdan sonrası kitabın tanıtımını aşıyor, eğer okumayı hedefliyorsanız devam etmemenizde fayda var...

Kitap bazı ufak ara hikayelerle devam ediyor. Overlord'lar dünyayı inceliyorlar, katalogluyorlar. Bir insan Overlord'ların gezegenine gitmeyi başarıyor, o gezegeni de inceliyoruz. Sonrasında Overlord'ların aslında basit bir aracı olduklarını öğreniyoruz. Overmind denen bir varlığa hizmet ediyorlar ve anlamaya çalışıyorlar. İnsanlardan zeka ve teknolojik olarak çok üstün kapasitede olmalarına rağmen anlayamıyorlar ve türlerinin sonunun gelmesini engelleyemiyorlar. Peki neyi anlayamıyorlar diyorsanız kitabı okumanız gerekli. Bir çok bilim-kurgu kitabı okudum ama bu kitap kadar farklı, yaratıcı ve garip ama mantıklı olan bir son görmedim.

Kitabın adının da neden Childhood's End olduğunu sonunda anlıyoruz.

Kitabın ingilizcesi birazcık ağırdı ama zevkle okudum ve 10 üzerinden 9,5 verdim.

5 Ocak 2012 Perşembe

Vatan Bilgisayar Macerası

Enteresan bir online alışveriş deneyimim oldu, bu kadar mal satan ama bakkal olarak çalışan mağaza uzun zamandır denk gelmemişti,  paylaşmak istiyorum.

Bir ürünü web sitelerinde uygun fiyata buldum, havale yoluyla ödeyeceğimi belirterek satın aldım ve olaylar gelişti. Satın alma öncesinde havale seçiminden sonra ödenebilecek hesaplar listelendi ben de not aldım hatta seçmiş bile olabilirim. Sipariş tamamlandıktan sonra, sipariş durumu ekranına geçtim, beklediğim sipariş durumu "Ödeme yapılması bekleniyor" tadında birşeydi. Fakat sipariş durumu, "Merkeze iletilmeyi bekliyor."du. Ödemeyi daha yapmadan nasıl bu durumda olması beni kıllandıran ilk işaretti diyebilirim.
Havaleyi hemen yapmak için havale açıklamasına ne yazacağımı aradım durdum ama bulamadım, başka ne olabilirki diye düşünerek havale açıklamasına sipariş numaramı yazarak ödedim. Sipariş durumu iki gün boyunca merkeze gönderilmeyi bekliyor olarak kaldı. Durumdan bıktım ama iki satırlık sipariş takibi ekranında ne ödeme alındı/alınmadı bilgisi, ne de iptal etme imkanı vardı.

Neyse ikinci gün sonunda siparişiniz hazırlanıyor durumuna geçti, iki gün de o durumda kaldıktan sonra sipariş sistemden kayboldu. Tüm bu süre içerisinde bir tane bile mail almadığımı ve kayıtlı kullanıcı olduğumu da belirteyim. Sipariş numarasını elle not almasam ayıkla pirincin taşını. Çağrı merkezini aradım, durumu anlattım, dekontu email atmam gerektiğini söylediler, neden dedim; zaten sistem bu şekilde çalışıyormuş, Bu durum ödememi online olarak anlayacak bir sistemleri olmadığını ve neden siparişin ödeme bilgisini barındırmadığını da açıklıyor :) İptal etmek istediğimi söyledim, yaptığım havele ile ilgili tüm bilgileri verdim, geri havale yapacakları adres ve kişi aynı olmasına rağmen o bilgileri de tekrar verdim, 10 gün içerisinde ücretin geri ödeneceğini söylediler, ama bu süre içerisinde de gene mail atılmayacak dediler.

Şimdi anlıyoruz ki; malı seçip, havale yapıp dekontu fax/mail ile sipariş no belirterek gönderince malın olduğu mağaza bankadan kontrol edecek ve bunu kargolayacak. Peki bunun neresi online alışveriş anlamadım ben, ödemesi alınmayan sipariş nasıl durum değiştirdi ve hazırlanmaya başladı sonra sistemden silindi onu da anlamadım.

Evet fiyatları bazen çok makul ama bilinmeze yolculuk bu adamların online mağazaları.

Tek olumlu nokta çağrı merkezi telefonda bekletmedi, işleyişleri bu şekilde ise zaten pek kullanıldıklarını sanmıyorum. Satışı bu kadar kötü ise, üründe sıkıntı yaşasam başıma neler gelirdi kim bilir.

Not: 09.01.2012 akşamında iadesi yapıldı.

24 Kasım 2011 Perşembe

Assemblers of Infinity (Kevin J. Anderson & Doug Beason)

2 Eylül'de başladığım kitabı 15 Eylül'de bitirdim ve tamamını Kindle üzerinden okudum. Kitap ilk olarak 1993 yılında basılmış ve aynı yıl Nebula Award adayı olmuş. e-book olarak 2010 yılında tekrar hazırlanmış, Smashwords üzerinden çeşitli elektronik formatlar için satın almak mümkün...


Öncelikle itiraf etmeliyimki, kitabı okuyalı 2 aydan fazla olduğu için detayların bazılarını hatırlayamıyorum :)

Roman 21. yüzyıl içerisinde geçiyor. Kitap, Ay Üssü Columbus ile başlıyor. Columbus, Ay üzerindeki yegane yerleşim birimi, teknik elemanlar ve bilim adamlarını barındırıyor. Ay üzerinde Columbus'un yanı sıra birde ileriki zamanlarda planlanan Mars görevlerine hazırlık olması açısından Sim-Mars adında bir eğitim üssü de bulunuyor. Ay ve dünya yörüngelerinde de çeşitli uzay istasyonları var. Bu birimlerin tamamı "United Space Agency" adı altında Washington'dan yönetiliyor. Hikayede önemli rol oynayan bir başka yer ise Antarktika'daki "Nanotechnology Isolation Laboratory" (NIL) ile "Mars Simulation Base".

Kitap nano teknoloji konusu üzerinde geçiyor. Ay üzerindeki monoton bir inceleme görevinde tüm görevliler ve ekiplanlar kaybedilince gözler buraya çevriliyor. Sonrasında bölgeyi incelemeye gidenler ve uydular ile çekilen fotoğraflar, ilgili bölgede çok büyük boyutlarda bir krater olduğunu gösteriyor. Sonrasında ise bunun bir krater değil, inşaatı devam eden bir cisim olduğu anlaşılıyor. Bölgeye yollanan tüm birimler nano-critter ismi verilen nano makinalar tarafıncan parçalanıyor. Bu nano makinaları incelemek için örnek almayı başaran bir ekip ise, bu örnekler yüzünden karantina altına alınıyor.Dünyadaki yönetim, her karşısına çıkan maddeyi parçalayabilen bu nano-critter'lardan korunmak için tüm abartılı yöntemlere başvurunca, tüm ay ve yörüngesinde görevli personel karantinaya alınıyor.

Diğer yandan, Antarktika'daki NIL'de görevli bir bilim adamı Dr. Parvu, bu nano-critter'ların uzaylı yaratıklar tarafından gönderildiği tezini savunuyor. Bu tezdeki en ilginç nokta ise, sadece Ay'a gönderimin yapılmadığı, bu nano boyuttaki makinaların tüm evrene saçıldığı. Bu teze göre Dünya'nın da bu makinaları barındırması gerekiyor. Parvu, kendi nano araştırmalarına, çok daha gelişmiş olan nano-critter incelemelerini de dahil etmek için, Dünya üzerinde örnek aramaya başlıyor.

Tüm bunlar olurken Ay'ın diğer yüzündeki inşaat hızlanarak devam ediyor. Kimisi nano-critter'ların dünyadaki yanlış gelişen bir deney olduğunu savunurken, kimisi de uzaylılar tarafından gönderilmiş ve çok gelişmiş bir teknoloji olduğunu savunuyor. Fakat hiçbir teori, inşa edilenin ne olduğu konusunda bir fikir üretemiyor. Bazıları inşaatın yok edilmesini, bazıları ise beklenip ne olduğunun anlaşılmasının peşinde.

Dahasını anlatırsam okuyacak olanların zevkini kaçırabilirim diye bu noktada hikayeyi bırakıyorum.

Kitaba 10 üzerinden 7,5 verdim. Aslında devam kitaplarının gelmemesine de şaşırdığımı söyleyebilirim, çünkü kitap çok önü açık bir noktada sonlanıyor. Nano-teknoloji ile ilgili çok detaylı bilimsel bilgi yok. Hard Sci-Fi tadını vermesede, her okuyanın anlayıp ilgileneceği kadar bilimsel bilgi kitapta var. Hikaye içerisinde bu bilgiler ile yaratılan fikirleri gerçekten takdir edeceksiniz.




7 Eylül 2011 Çarşamba

Leviathan Wakes (James S.A. Corey)

14 Ağustos'da başladığım kitabı 27 Ağustos tarihinde bitirdim. Tamamını Kindle ile okudum.
"Kick ass space opera" gerçekten uygun bir tanım olmuş diyebilirim kitap için.


Kitabın tamamı uzayda geçiyor, Dünya sadece bir dış etken olarak mevcut. İnsanlık Ay, Mars ve göktaşlarından oluşan Belt (Kuşak) olarak bilinen yerlerde yaşıyorlar. Bazı büyük gezegenlerin uydularına seferler düzenlenebiliyor. Konunun geçtiği yıl sanırım paylaşılmamış veya ben unutmuşum :)

Işık hızına ulaşmak gibi hayaller yok, yüksek hızlara çıkılabiliyor ama bu hızlar insan vücuduna yüksek G uyguladıkları için özel güvenlik önlemleri alınması gerekiyor, 10 ve üzerin G'lerde önemlere rağmen uzun süreli yolculuklarda kalıcı hasarlar oluşabiliyor. Yani FTL filan ortada yok, gezegenlere gidilmesi hala çok uzun zaman demek ve kullanılan motorlar hala yatık yakarak çalışıyorlar. Burn kelimesi kitapta hızlı gelen gemiler için sıkça kullanılıyor. Tıp alanında insanlık oldukça ileride. Örneğin; doku tekrar oluşturulabiliyor veya uzay gemisindeki ani hız değişikliklerinde giysiler hemen vücuda bazı kimyasallar salgılamaya başlıyorlar.

Sosyal evrende ise şöyle, dünya kalabalık ve insanlığın merkezi olduğundan herkes için önemli. Mars; dünya ile yarış içerisinde ve kendi atmosferini oluşturmaya çalışıyor. Mars'ın oldukça yüksek teknoloji ürünlerini kullanan çok güçlü bir donanması var. Genel olarak Dünya ile zıt düşmüyor ve beraber hareket ediyorlar. Topyekün savaş fikri herkesi korkutuyor ve Dünya olmadan insanlığın yok olacağı -yüzyıllarca dayansalar bile bu son kaçınılmaz görülüyor- fikri hakim.

Göktaşlarından uygun olanlarında ufak, orta ve büyük çaplı yerleşim birimleri kurulmuş durumda. Bazılarında milyonlarca insan yaşayabiliyor, kritik noktalarda istasyonlar ve limanlar için kullanılıyorlar. Bazıları ise madencilik için talan ediliyorlar. Buraların yönetimleri genelde dünyanın elinde ve bu durum orada zor şartlarda yaşayan insanların pek hoşuna gitmiyor. Zaten buralarda zor şartlarda yaşayan insanlar birde dünyaya vergi ödemekten bunalmış durumdalar.

Böyle bir evrende, bir kaptan yardımcısı James Holden çıkıyor karşımıza. Canterbury isimli bir yük gemisi ile Satürn halkalarından aldıkları buzu -veya suyu da diyebiliriz- Belt üzerindeki yerleşim yerlerine taşıyorlar. Hava ve su Belt'te yaşayan -Belter- insanlar için çok ama çok değerli hatta kutsal diyebiliriz. Cantenbury bir tuzak sonucunda bu görevlerini asla tamamlamıyor...

Diğer karakterimiz ise Dedektif Miller, Belt'te Ceres isimli önemli bir liman yerleşim biriminde çalışıyor. Ceres deyip geçmemek lazım, üzerinde altı milyondan fazla yaşayan insan var. Miller eşinden ayrılmış ve eski zamanların parlak dedektifi, artık tecrübesi ile işini devam ettirse de eski günlerinden çok uzakta, en iyi dostu içki ve sigarası. Miller bir gün Julie Mao adında bir kızı bulması için görevlendiriliyor ve olaylar gelişiyor...

Bu şekilde iki kahramanımızın yolları kesişmeye başlıyor.

Kitaptaki bölümler (chapter) bir Holden bir Miller olarak ilerliyor. Yanyana oldukları zamanlarda bile bu durumu devam ettiriyor ve özellikle bu anlarda farklı düşünen karakterlerin gözüyle aynı durumları okuması çok zevkli. İki kişi gözünden anlatımı önce yadırgasamda sonradan tarızını oldukça sevdiğimi söyleyebilirim. Kitapta uzayda doğmuş ve büyümüş insanların davranışları çok güzel incelenmiş, her olayda bu konu ile ilgili ufak detaylar yakalamak mümkün. Yerçekimsiz veya çok güçsüz yerçekimli ortamlarda yaşayan ve büyüyen insanlar, atmosferin lüks olduğu ufacık yerleşim birimleri hepsi çok güzel anlatılmış.

Bunun yanında kitabın uzaylı varlıkları da konu akışında kabul ettiğini söylemek sanırım çok spoiler etkisi yaratmayacaktır. Zaten Holden ve Miller'sız olan ilk giriş bölümü ile siz de durumdan kıllanacaksınız :)

Kitap çok hızlı ve çok rahat bir şekilde okunabiliyor, bazen Miller'ın kendini sorgulaması ve hayal dünyasındaki iç tartışmaları az da olsa durgunluk yaratsada kitap tam anlamıyla bir aksiyon kitabı diyebiliriz. Yılların getirdiği gerilimle birbirine savaş açan gezegenler, gök taşları, bilinmeyen teknolojiler ile saldırı düzenleyen gemiler, milyonları deney uğruna öldürebilen sosyopatlar (Türkçe'si ne bunun acaba), savaşlar, politik uyanıklıklar, dostluklar, zenginler ve fakirler, olmazsa olmazımız aşklar felan dolu dolu bir kitap olmuş.

Kitaba ben 10 üzerinden 7,5 veriyorum. The Expanse adlı bir serinin ilk kitabı olduğunu da belirtelim, ön anlaşmada 3 kitaplık bir seri geliyor ama devamı da gelebilir. Kitabın sonu yeni ufuklara yelken açmak üzere altyapıyı zaten hazırlamıştı. Alttaki web sitesinden güncel bilgileri almanız mümkün. Leviathan Wakes 2011 Haziran ayında Orbit yayınları tarafından çıkarılmıştı. İkinci kitabın ne zaman çıkacağını haber yayına hazırlandığı sırada bilemiyordum...

http://www.the-expanse.com

İngilizce olan orjinal özeti ise şu şekilde;

Welcome to the future. Humanity has colonized the solar system - Mars, the Moon, the Asteroid Belt and beyond - but the stars are still out of our reach.Jim Holden is XO of an ice miner making runs from the rings of Saturn to the mining stations of the Belt. When he and his crew stumble upon a derelict ship, The Scopuli, they find themselves in possession of a secret they never wanted. A secret that someone is willing to kill for - and kill on a scale unfathomable to Jim and his crew. War is brewing in the system unless he can find out who left the ship and why.Detective Miller is looking for a girl. One girl in a system of billions, but her parents have money and money talks. When the trail leads him to The Scopuli and rebel sympathizer, Holden, he realizes that this girl may be the key to everything.Holden and Miller must thread the needle between the Earth government, the Outer Planet revolutionaries, and secretive corporations - and the odds are against them. But out in the Belt, the rules are different, and one small ship can change the fate of the universe.

23 Ağustos 2011 Salı

Terra Incognita (Kevin J. Anderson)


Kevin J. Anderson (kevin abi) tarafından yazılmış 3 kitaplık seriyi tamamladım. Son kitap olan "The Key to Creation" a 4 Ağustos'ta başladım ve 14 Ağustos'da bitirdim. Kitap o kadar sürükleyiciydi ki bıraksam 5 güne bitirebilirdim.

Kevin abimizin bu okuduğum ikinci serisi, ilki Saga of Seven Suns yedi kitaptan oluşan bir bilim-kurgu / fantazi türünde destandı adeta. Bu sefer ise Kevin abimiz, üç kitaptan oluşan bu seriyi gene her seneye bir kitap şeklinde, söz verdiği üç yılda bitirdi.

 Bu yazımda sadece son kitaptan değil serinin tamamından bahsetmek daha uygun olur sanırım.

The Edge of The World (2009)
The Map of All Things (2010)
The Key to Creation (2011)



Bu seride Kevin abimiz, günümüzde yaşanan olaylara oldukça giydirme yapmış. Farklı dine mensup insanların aslında çok benzer inanışları olmasına rağmen boş yere nasıl kan döküldüğünü yazmış. Hatta bu dini konu yüzünden bazı yayınevleri kitabı yayınlamak istememişler. Hemen ekleyelim bu seriye dini kitap demek dangalaklığın önde gideni.

Yepyeni bir evrende geçiyor hikayemiz. Bilim-kurgu değil, fantazi türünde bir evren burası. Üç kitap hakkında da birşeyler yazmak demek, konuyu anlatmak demek olacağından ben evren hakkında genel bilgiler vermeyi tercih ediyorum. Bu bilgileri kitap içerisinde ilerledikçe zaten öğreneceksiniz ama hikayenin akışı hakkında size bir fikir vermeyeceğinden arzu ederseniz kitapları zevkle okuyabilirsiniz.

Öncelikle en kapsamlı dünya haritamızı paylaşarak başlayalım.

Hemen belirtelim bu yazıdaki tüm resimlerin yayın hakkı (Copyright) Orbit Publishing ve/veya Lee Gibbons'a aittir.

Yaratıcı Ondun bilinen dünyayı yarattıktan sonra, oğulları ile birlikte Terravitae'de yaşamaktadır. Ondun'un üç oğlu vardır; Aiden, Urec ve Joron. Ondun Aiden ve Urec'i "The Key to Creation" ("Yaratılışın Anahtarı" olarak çevirebiliriz) arayışında denizleri aşıp gezmek için görevlendirir.

Aiden kuzeyden, günümüzde Tierra olarak bilinen yere varırken, Urec güneyden, günümüzde Uraba olarak bilinen yere varır. Buralarda yaşayan halk ile iletişime geçerler. Zamandan zamana geçen sözler, değişen hikayeler ile iki oğul aslında iki din yaratmış olur. Örneğin, Aiden'in torunu Sapier Aidenist dininin kurucusu olarak bilir, efsaneye göre bir deniz canavarına (yılan/serpent) oltasının kancasını takmıştır ve bu şekilde kaybolduğu bilinmez sulardan kurtulmuştur. Yaratık onu güvenli sulara taşımıştır, bu sebeple Aidenist'lerin kutsal işaretleri bir oltadır, aslında oltanın ucudur (Fishhook).

Urecari dini ise "Golden Fern" denilen bir bitkiyi kutsal kabul ederler ve bu bitkiyi bulanların ömür boyu kutsanacaklarına inanırlar. Ayrıca gene sembol olarak Urecari gemilerinde Urec'in Gözü'nü sembolize eden bir göz vardır.

Her iki inanışa göre bu iki kıtanın ortasındaki İshalem (isim tanıdık geldi mi :) kutsaldır. İshalem'in en yüksek tepesinde efsanevi büyüklükte bir gemi vardır. Aidenistler bu geminin Aiden'in gemisi olduğuna inanırken, Urecari'ler bu geminin Urec'e ait olduğuna inanırlar. İki inanışta da karşıdaki kardeş utanç içerisinde eve dönmüş veya kaçmıştır. Kendi dinlerinin kurucusu ise bilinen dünyada kalmış ve Gezgin (Traveler) olarak aralarında dolaşmaktadır.

Uraba'nın hükümdarı Soldah-Shah ünvanını alırken Tierra hükümdarı Kral ünvanını kullanır. Uraba'nın alt kısımları aşılmaz olarak kabul edilen çöller ile kaplıdır. Tierra'nın ise üst kısımları aşılmaz olarak düşünülen karlı dağlar ile kaplıdır. İshalem'de birleşen kıtayı ikiye ayırabiliriz aslında. Her kıtada şehirler ve her şehirlerin belirli değerli kabul edilen malları veya el işleri vardır. İki kıtada da insanlar denizlerle çok ilgilidir. İnançları gereği zaten Urec ve Aiden dünyayı keşfe çıkmışken halkın denizlere açılmaması çok olası değil.

Terravitae iki halk içinde kutsal ve oraya geri dönmek, orayı bulmak yüce bir amaç. Bunu yanında Terravitae'ye ulaşan kişilerin orada üçüncü kardeş ve iki halkı içinde kutsal olan Joron'u bulma amaçlar var. Her halk, Joron'un diğer halkın davranışlarını cezalandıracağını ve kendi tarafında olduğunu varsayar. Terravitae ise bilinen suların çok ötesindedir ve ona ulaşmak için çok güçlü varlıkların ve deniz canavarlarının aşılması gerekmektedir. En güçlü gemiler ve en cesur denizciler için bile bu kısımlar bir hayaldir.

İki kıta sürekli bir sürtüşme hatta savaş durumunda olsa bile, aralarında deniz yolu ile sürekli bir aktif ticaret yapılabilmektedir. Bu tüccarlar diğer kıtalardan getirdikleri nadir ürünleri satarak yüksek kazanç sağlama niyetinde olsalarda, zaman zaman bu isteklerini hayatları veya tüm malları ile ödeyebilmektedirler. Bu tüccarlar her iki dili konuşabilen ender insanlardandır. Çünkü dinler birbirine o kadar öfkelidirki, diğer dili ağzına almayı bile günah ve iğrenç kabul ederler.

İki kıtada da halkla içiçe yaşayan ama iki dine de mensup olmayan "Saedran" halkından bahsedelim.
Saedran'lar kendi içine kapanık bir topluluk. Önemli düşünürler, sanatçılar, haritacılar, çevirmenler, doktorlar, bilim adamları hepsi Saedran'lardan oluşuyor. Hangi kıtada yaşarlarsa yaşasınlar tüm Saedran'lar birbirlerine yardımcı oluyorlar. Bunun yanında pek belli etmemelerine rağmen ciddi mal varlıkları da var. İnanışa göre Saedran'lar Terravitae'den bilerek ayrılıyorlar. Topluca yaşadıkları ada bir felaket sonucunda sular altında kalıyor ve Saedran'lar dünyaya dağılıyorlar.

Mappa Mundi (Dünya Haritası) Saedran kültüründe çok önemli, bu haritayı tamamladıklarında Ondun'un dünyaya geri döneceğine inanıyorlar.

Yukarıdaki işleri yapanlardan en ilgi çekeni aslında haritacılar. Bu kişiler Saedran'ların en yetenekli ve hafızası en güçlü olanlarının yıllar süren eğitimleri ve sınavları sonucunda seçiliyor. Mükemmel bir grafik hafızaya sahip oluyorlar. Etraftaki yerleşimlerden, hayvanlardan, yıldızların yerlerine kadar her detayı hatırlayarak denizde gemileri yönlendiriyorlar. Uzak denizlere açılan her gemide mutlaka bir haritacı oluyor. Haritacı diyoruz ama yanlış anlaşılmasın, harita kullanmıyorlar, gereken tüm bilgiyi hafızalarında saklıyorlar. Saedran'ların yarattıkları tek haritalar, önemli yerleşim birimlerindeki Mappa Mundi'ler. Gizli mahsenlerin tüm duvarlarını ve tavanını bu haritaya ayırıyorlar. Her yeni bilgiye ulaşan Saedran haritacısı buraya gelerek, ressamlara bilgilerini aktarıyor ve haritaya katkıda bulunuyor.

İşte böyle bir evrende geçen üç kitaplık bir hikayemiz var. Her zaman olduğu gibi bolca karakter ve sonunda tümünü bağlayan, açık nokta bırakmayan bir kevin abi fantazi romanı. Daha detay yazarsam okumayı planlayanların pek hoşuna gitmeyecektir.

Son kitabın sonundaki fihristi alta ekliyorum.
(Copyright) Orbit Publishing

ABILAN   one of the soldanates of Uraba.
ADREA   wife of Criston Vora, captured by Urecari raiders; now named Istar.
ADREALA   first daughter of Adrea by Omra.
AIDEN   one of the two brothers who sailed from Terravitae to discover the world. The descendants of his crew populated Tierra.
AIDENIST   follower of the Book of Aiden.
AIDEN’S COMPASS   ancient relic whose needle will point back toward Terravitae.
AIDEN’S LIGHTHOUSE   tall lighthouse on the western side of Ishalem, now controlled by Urabans.
AIZARA   Uraban driftwood reader.
ALAMONT   one of the five reaches of Tierra, rich agricultural land led by Destrar Shenro.
ALDO NA-CURIC, SEN   Saedran chartsman aboard theDyscovera.
ALISI   sister of Unwar, kidnapped by Tierran traders.
AL-ORIZIN   Uraban exploration ship sent off to find the Key to Creation.
AMMUR SONNEN   blacksmith who runs the largest smithy in Calay, father of Vicka.
ANDOUK   soldan of Yuarej, father of Cliaparia.
ANJINE   queen of Tierra, daughter of King Korastine.
ANTOS   captain of Soldan Vishkar’s flagship in the Uraban fleet.
ARDAN   subcomdar of the Tierran navy.
ARIKARA   capital city of Missinia.
ARKSHIP   ancient vessel wrecked in Ishalem, believed to be the original vessel belonging either to Aiden or Urec.
ASADDAN   Nunghal refugee who crossed the Great Desert to Missinia.
ASHA   second wife of Soldan-Shah Imir, murdered by Prester Hannes.
BAINE, PRESTER-MARSHALL   former prester-marshall of the Aidenist church, martyred with his followers in the ruins of Ishalem.
BELLUC   captain of the slave galley Moray.
BIENTO NA-CURIC   Saedran painter, Aldo’s father.
BOOK OF AIDEN   Aidenist holy book.
BORA’S BASTION   capital city of Alamont Reach.
BOURAS   legendary Father of All Serpents, supposedly girdles the world.
BROECK   destrar of Iboria Reach, father of Ilrida, grandfather of Tomas.
BURIAN NA-COWAY   Saedran model-maker.
BURILO   the son of the Missinia soldan, Omra’s cousin.
CALAVIK   capital city of Iboria Reach.
CALAY   capital city of Tierra.
CAPTAIN’S COMPASS   a compass that always points home.
CHARTSMAN   a Saedran navigator possessing perfect memory.
CIARLO   brother of Adrea, lame in one leg, prester of the town of Windcatch.
CINDON VORA   father of Criston, a fisherman lost at sea.
CITHARA   daughter of Cliaparia and Omra, now raised by Istar.
CLIAPARIA   Omra’s second wife.
COMDAR   leader of Tierran army and navy.
CORAG   one of the five reaches of Tierra, a mountainous region led by Destrar Siescu.
CRISTON VORA   captain of the Dyscovera, survivor of the Luminara expedition. Criston is married to Adrea (Istar), who was lost in a Urecari raid.
DESERT HARBOR   new settlement on the edge of the Great Desert, from which sand coracles launch, devastated in bandit raid.
DESTRAR   the leader of one of the five Tierran reaches.
DOLICAR, YAL   confidence man who moves back and forth from Uraba to Tierra.
DRIFTWOOD READER   a fortune teller who can determine the future by studying the whorls in a piece of driftwood.
DYSCOVERA   Tierran ship built to explore the seas and find Terravitae, captained by Criston Vora.
EDICT LINE   the boundary agreed to by the leaders of Tierra and Uraba, dividing the world in half.
ENIFIR   Anjine’s handmaiden, wife of Guard-Marshall Vorannen.
ENOCH DEY   crewman aboard the Dyscovera.
ERIETTA   one of the five reaches of Tierra, mainly rangeland, led by Destrar Unsul.
ERIMA   ur-sikara from Lahjar, successor to Lukai.
EYE OF UREC   symbol painted on the sails of Uraban ships.
FASHIA’S FOUNTAIN   important shrine to Urecari faith.
FENNAN   prester in the village of Windcatch.
FIRUN   old Aidenist slave at Gremurr mines, household servant to Tukar.
FISHHOOK   symbol of the Aidenist church.
FROST GIANTS   legendary titans who live in the cold, can bring winter with a breath.
FYIRI   prominent sikara aboard the Al-Orizin.
GART   young son of Destrar Unsul.
GOLDEN FERN   fern with mythic properties, supposedly planted by Urec before he became the Traveler. Anyone who finds the fern is destined for greatness.
GOLDEN FERN   first ironclad warship in Uraban navy.
GREAT DESERT   arid wasteland in the south of Uraba.
GREMURR   secret Uraban mines on the northern coast of the Middlesea, in Tierran territory.
GRIGOVAR   member of the Al-Orizin’s crew, former reef diver from Lahjar.
HANNES   prester serving aboard the Dyscovera, once saved by Criston Vora. Years earlier, he also lived in Ishalem as a spy learning about the Urecari faith.
HIST   subcomdar of the Tierran army.
HUTTAN   soldan of Inner Wahilir, husband of Kuari, charged with building a large church in Ishalem.
IAROS   nephew of Destrar Broeck, heir apparent of Iboria.
IBORIA   one of the five reaches of Tierra, the region to the far north, led by Destrar Broeck.
ILRIDA   daughter of Destrar Broeck, second wife of King Korastine and mother of Prince Tomas; she died of tetanus.
IMIR   former soldan-shah of the Urabans, father of Omra, now retired.
INFINITA   sturdy sailing ship designed for a voyage to Terravitae.
INNER WAHILIR   one of the soldanates of Uraba.
ISHALEM   the holy city considered the center of both the Aidenist and Urecari religions, burned in a great fire and now reclaimed by Uraba.
ISTALA   second daughter of Adrea by Omra.
ISTAR (1)   young wife of Zarif Omra, died in childbirth.
ISTAR (2)   First Wife of Soldan-Shah Omra, mother of Saan, Adreala, and Istala; formerly Adrea, wife of Criston Vora.
IYOMELKA   mysterious woman living on an isolated island, mother of Ystya.
JAVIAN   cabin boy aboard the Dyscovera.
JENIROD   eldest son of Destrar Unsul of Erietta.
JERARD   old prester aboard the Luminara, killed by a sea serpent.
JIKARIS   khan of the Nunghal-Ari.
JORON   third son of Ondun, who remained behind in Terravitae when Aiden and Urec sailed away.
KEL   rank of captain in the soldan-shah’s palace guards.
KEY TO CREATION   mysterious powerful object sought by Urec and Aiden.
KHALIG   Uraban merchant, chosen by Kel Unwar as a messenger to Calay to deliver Tomas’s head.
KHENARA   port city on Oceansea coast of Uraba.
KIRK   Aidenist church.
KJELNAR   Iborian shipwright, builder of Dyscovera and her first mate.
KORASTINE   king of Tierra, father of Anjine and Tomas.
KRAKEN   enormous monster from the depths of the sea.
KUARI   First Wife of Soldan Huttan from Inner Wahilir.
LAHJAR   port city on Oceansea coast of Uraba, the farthest settlement south.
LANDING DAY   Aidenist festival commemorating the landing of Aiden’s Arkship.
LANNI   wife of Sen Aldo na-Curic.
LEO NA-HADRA, SEN   old Saedran scholar, adviser of King Korastine, teacher of Aldo na-Curic.
LEVIATHAN   terrible sea monster that destroyed theLuminara.
LIGHTHOUSE AT THE END OF THE WORLD   isolated outpost where Mailes watches the rest of the world through a magical lens.
LITHIO   First Wife of Soldan-Shah Imir, mother of Omra.
LUKAI   former ur-sikara of the Urecari church, killed after a plot to poison Omra.
LUMINARA   magnificent exploration vessel dispatched from Tierra to discover the world, sunk by the Leviathan.
MAILES   keeper of the Lighthouse at the End of the World, exiled by Ondun and cursed to remain there.
MATEO BORNAN   childhood friend of Anjine, now subcomdar in the Tierran army, liaison to the throne.
MIA   sailor aboard the Dyscovera.
MIDDLESEA   vast sea to the east of Ishalem.
MISSINIA   one of the soldanates of Uraba.
MORAY   slave galley in the Middlesea, captained by Belluc.
NAORI   second wife of Soldan-Shah Omra, mother of his sons.
NIKOL NA-FENDA, SEN   Saedran chartsman on theLuminara.
NUNGHAL   race inhabiting the Uraban continent to the south of the Great Desert. They are composed of two branches, the nomadic Nunghal-Ari and the seafaring Nunghal-Su.
NUNGHAL-ARI   nomadic branch of the Nunghals.
NUNGHAL-SU   seafaring branch of the Nunghals.
OCEANSEA   vast sea to the west of Ishalem.
OLABAR   capital city of Uraba.
OLA NA-TEN, SEN   Saedran physician.
OLBA   turbanlike head covering, usually white, worn by Urecari men.
OMIRR   Soldan-Shah Omra’s eldest son, by his second wife Naori; the zarif of Uraba.
ONDUN   creator of the world; father of three sons, Aiden, Urec, and Joron.
OUTER WAHILIR   one of the soldanates of Uraba.
PELITON   capital city of Erietta Reach.
PILGRIM’S PATH   processional path up the hill to the Arkship in Ishalem.
POL   young son of Destrar Unsul.
PRESTER   an Aidenist priest.
PRESTER-MARSHALL   leader of the Aidenist church.
QUANAS   captain of the Sacred Scroll.
RAATHGIR   name of the Iborian ice dragon, whose horn is said to be a talisman to ward off sea serpents.
RAATHGIR   ironclad ship from Gremurr, captained by Iaros.
RAGA VAR   mountain scout in Corag.
RA’VIR   Tierran children raised by Urecari to become spies and saboteurs, named after an opportunistic bird that lays its eggs in other birds’ nests.
REEFSPUR   Tierran coastal fishing village.
ROVIK   kel of the soldan-shah’s palace guards.
RUAD   outcast of the Nunghal-Su.
RUDIO   former prester-marshall of Aidenist church, killed by a sea serpent.
SAAN   son of Criston and Adrea.
SACRED SCROLL   Tierran trading ship where Alisi was held captive.
SAEDRANS   “Ondun’s Stepchildren,” independent people not descended from either Aiden or Urec. Saedrans serve as chartsmen, engineers, doctors, apothecaries, and other scientific professions.
SAPIER   grandson of Aiden, founder of Aidenist church. In a legend, he caught a sea serpent with a fishhook and rode it to safe waters.
SAPIER’S GLORY   flagship of Tierran navy.
SAPIER’S LIGHTHOUSE   one of two lighthouses at the mouth of Calay harbor.
SAZAR   leader of a clan of rivermen; he calls himself the “river destrar.”
SEN   term of respect and accomplishment for Saedrans.
SHARIQUE   wife of Yuarej soldan Andouk, mother of Cliaparia.
SHAY, CAPTAIN ANDON   captain of the Luminara, killed by the Leviathan.
SHENRO   destrar of Alamont Reach.
SHERUFA NA-OA, SEN   Saedran scholar in Olabar.
SHIELTAR   former soldan-shah, grandfather of Omra.
SHIPKHAN   captain’s title among the Nunghals.
SIESCU   destrar of Corag Reach.
SIKARA   priestess in the Urecari church.
SILAM HENNER   crewman aboard the Dyscovera.
SIOARA   port on the Middlesea, capital of Inner Wahilir.
SOELAND   one of the five reaches of Tierra, a group of islands.
SOLDAN   leader of one of the regions of Uraba.
SOLDAN-SHAH   the soldan of soldans, leader of all Uraba.
SONHIR   leader of the undersea people of the sunken Saedran continent.
STONEHOLM   capital city of Corag Reach.
TAVISHEL   former destrar of Soeland Reach, killed in naval attack of Ishalem.
TEACHER   mysterious hooded figure in charge of Omra’sra’vir program.
TERRAVITAE   the original land where Ondun created his people, from which Aiden and Urec departed on their voyage.
TIERRA   the northern continent, composed of five reaches; its population follows the Aidenist religion.
TOLLI   name used by Anjine as her alternate childhood identity.
TOMAS   son of King Korastine and Ilrida, brother of Anjine, grandson of Destrar Broeck, murdered by Kel Unwar.
TRAVELER   wandering old man who leaves tales of his travels, rumored to be either Aiden or Urec.
TYCHO   name used by Mateo as his alternate childhood identity; also, a cat raised by Queen Anjine.
UNFURLING FERN   symbol of the Urecari church.
UNSUL   destrar of Erietta Reach.
UNTRA   former soldan-shah, grandfather of Imir.
UNWAR   kel in the Uraban military, captain of the horse soldiers.
URABA   the southern continent, composed of five reaches; its population follows the Urecari religion.
UREC   one of the two brothers who sailed from Terravitae to discover the world. The descendants of his crew populated Uraba.
URECARI   follower of Urec’s Log.
UREC’S LOG   Urecari holy book.
UR-SIKARA   lead sikara of the Urecari church.
VICKA SONNEN   daughter of Calay blacksmith Ammur Sonnen.
VILLIKI   third wife of Soldan-Shah Imir, mother of Tukar.
VORANNEN   marshall of the Calay city guard, married to Enifir.
WEN NA-CURIC   younger brother of Aldo.
WILKA   wife of Destrar Broeck, lost in a snowstorm.
WILKA   ironclad flagship from Gremurr, captained by Destrar Broeck.
WINDCATCH   small Tierran fishing village on the Oceansea coast, original home of Criston Vora.
XARIES   a Uraban board game similar to chess.
XIVIR   soldan of Missinia, father of Burilo.
YSTYA   beautiful young woman living on an isolated island, daughter of Iyomelka.
YUAREJ   one of the soldanates of Uraba.
YURA NA-CURIC   Aldo’s mother.
ZADAR   workmaster in the Gremurr mines.
ZARIF   Uraban title of prince.